Nesrin Ebrar

2012-09-13 12:05:00
Nesrin Ebrar |  görsel 1

Nesrin Ebrar Devamı

SIDDIK

2012-09-13 12:03:00
SIDDIK |  görsel 1

Sıddık Bilici Devamı

Başbakana Açık Mektup 6-Süt ile Bisiklet Verelim

2012-05-18 16:49:00

  Başbakana Açık Mektup 6-Süt ile Bisiklet Verelim 28 Kasım 2010 tarihinde bu köşeden öğrencilere tablet bilgisayar verelim diye Başbakanımıza açık mektup yazdıktan 6 ay kadar sonra Başbakanımız Fatih projesini açıkladı. Sıra bisiklet projesinde. Melih Arat Önce bir hesapla başlayalım: Bugünlerde gündemimizi meşgul eden sütün öğrenci başı yıllık maliyetini hesaplayalım. Bir öğrenciye verilen sütün ortalama maliyeti 55 kuruştur. 22 iş günü okula giden bir öğrencinin aylık süt maliyeti 11 TL’dir. Türkiye’de bir yılda net okula gidilen süre 7 aydır. Öyleyse bir öğrencinin devlete yıllık süt maliyeti 77 TL’dir. Şimdi bu paraya toptan fiyattan 21 vitesli şahane bir bisiklet alınabilir ve çocuklara verilebilir. Sütü her yıl vermek bir maliyete katlamayı gerektirir. Bisikleti ise sadece bir kere veririz. Çocukların okula servis yerine bisikletle gidip gelmesini sağlayabilsek gerçek bir devrim olur. Çünkü bisikleti çocukluktan ulaşım aracı olarak kullanacak öğrenci yarın işten mezun olduğunda üniversiteye ya da işe, fabrikaya da bisikletle gidecektir.  Birçoklarının çocuk oyuncağı sandığı bisiklet, dünyada ulaşım aracı olarak kullanılmaktadır. Amerika’da, Kanada’da, Avrupa’da, Japonya’da bu toplumlar fakir olduğundan değil, bisiklet kullanmak akıllı ve medeni insanların işi olduğundan bisiklet kullanılmaktadır. Çünkü bisiklet, bireysel yararlarının dışında 5 ayrı bakanlığın amacını yerine getirmektedir. Sağlık Bakanlığı halkımızı ve çocuklarımızı obeziteden korumak istemektedir. Obeziteden korunmanın bir numaralı aracı bisiklete binmektir. Bisiklete binmek ayrıca kalp ve damar sağlığı için de son derece yararlıdır. Enerji Bakanlığı Türkiye’de enerji mal... Devamı

Çıta Yükseltenler

2012-04-10 12:32:35

  Melih Arat Çocuktum, ilkokul yıllarından aklımda kalan bir iki şey... 12 Eylül 1980 sabahı sokağa çıkma yasağına rağmen, babamın beni tankların arasından gazete almaya göndermesi. Bir diğeri de Milli takımımızın İngiltere’ye karşı 8-0 yenilmesi. Bir diğeri de Mehmet Ali Ağca’nın Papa’ya suikast düzenlemesi. Türkiye, Özal’ın liderliğinde Avrupa Ekonomi Topluluğu’na başvurduğunda önümüze öyle bir karne koymuşlardı ki, Türkiye hemen her şeyden sınıfta kalmıştı. Toplumda derin bir aşağılık kompleksi vardı. “Biz Türkler adam olmayız”, “Burası Türkiye, ne bekliyorsun ki” gibi ifadeler toplumun diline pelesenk olmuştu. Derken ismi çok az bilinen bir genç Nasuh Mahruki ile ilgili bir haber gazetelerin manşetlerine düştü. 1995 yılında Everest’in zirvesinde ilk Türk. Nasıl olurdu da bir Türk, dünyanın zirvesine Türk bayrağını dikerdi. Nasuh Mahruki’nin bu başarısı, Türklerin dünya çapında bir şeyler yapabileceğinin zihinlerdeki sembolü oldu. Türkler bu olayla birlikte kuyu diplerine düşmüş kaderlerini, zirvelere taşımaya başladılar. Koalisyon iktidarları, siyasi çalkantılar ve ekonomik krizlerle geçen 1990’ların içinde kimse Avrupa çapında ikinci bir başarı beklemezken, 1996 yılında Brisa şirketi ilk başvurusunda Avrupa Kalite Büyük Ödülü’nü aldı. Hem de Avrupalı rakiplerini fersah fersah geride bırakarak. Aşağılık kompleksinin suyuyla yıkanmış zihinlerimize üçüncü bir başarı daha geldi ki, aktardığım ilk iki başarıdan çok daha büyük bir yankı uyandırdı. 2000 yılında Fatih Terim’in Galatasaray’ı tüm Avrupa takımlarını geride bırakarak UEFA Şampiyonu oldu. O günlerde Türkiye’nin yaşadığı eko... Devamı

EKONOMİK SİNERJİ ODAKLI ETKİLEŞİM VE SOSYALLEŞME DERNEĞİ(ESOESDE

2011-11-20 11:21:00

M.Mustafa Bilici başkanlığında kurulan ESOES Derneğinin kurucu üyeleri Mali Müşavir Mehmet Emin ŞİMŞEK (Y.Kurulu Başk. Yard.) Ziraat Müh. Mustafa KESKİN, Sanayici Hüseyin ALKANDAĞI, İşadamı Sabri ATAY, İşadamı Mustafa ÇOBAN ve İşletmeci Fevzi ÇİLKIZ düzenledikleri toplantı ile derneklerini tanıttı.  Dernek kurucu başkanı Bilici, yaptığı açıklamada; dernek olarak Türkiye’de gelişen ve sürekli değişim gösteren yerel, bölgesel ve ulusal ekonomiye katkı sağlamak amacıyla kişilere, firmalara, kurumlara ve işletmelere; vergi, finans, iş fikri, kurumsallaşma, sosyal güvenlik, turizm, devlet destekleme fırsatları, yabancı destekli krediler, yerel ve ulusal kalkınma vb. konuları hakkında destekleyici, pekiştirici ve yön verici bilgi ve materyallerin sağlanması maksadıyla etkinlik ve faaliyetler düzenlemek, üniversite öğrencileri ile firmalar ve kurumlar arasında köprü oluşturmak amacıyla kurulduğunu belirterek.Memleketimiz adına hayırlı olması temennisinde bulundu Devamı

Neşenin Üç Kaynağı

2011-10-09 19:37:00

  Türk Dil Kurumu’nun sözlükleri, neşeyi üzüntüsü olmamaktan doğan dışa vuran sevinç hali olarak tanımlıyor. “Neşe” kavramı, “Mutluluk” kavramıyla kıyaslandığında biraz mahzundur; çünkü bütün araştırmacı spot ışıkları “Mutluluk” bakarken, pek çoğu “Neşe”yi pas geçer. Neşenin içinde pozitif bir enerji vardır ve kim neşeliyse çevresine de bu pozitif enerjiyi saçar… Neşeli bir insanı, bir anda kızdıramazsınız; neşenin kendine has bir kalkanı vardır. Hatta enerjisi öyle yüksek bir kalkandır ki, bu zorlayacak olursanız hızlı yayılan bir bulaşıcı hastalık gibi çevresine yayılır. Çılgınca kahkaha atan biri, hiçbir nedenleri olmasa bile çevresindekilerin kahkaha atmasına, en azından gülmesine yol açabilir. Bu durumu en iyi öğrenciler bilirler; içlerinden biri çok neşeliyse, diğerleri de neşeli hale gelir. Eğer “neşe” kelimesi “sevinç” anlamına geliyorsa, öğrenciler çok şanslıdır; çünkü onlar için her şey gülünç, sevinçli ve neşeli olabilir. Neşe, yaşama sevinci anlamına geliyorsa, yaşama sevinci nedir ve nasıl ortaya çıkar? Yaşama sevinci, farkında olmakla ilgilidir. Havanın varlığını, güzel bir manzaranın varlığını, uzuvların ya da organların tamamının ya da bir kısmının varlığını fark etmek ve bunlara şükretmektir. Yaşama sevinci, aynı zamanda bir espriyi yakalayabilmektir. Yolun tam ortasında arabalarla yarışan bir torbayı izlemek de yaşama sevinci olabilir. Arabayla giderken bir kırlangıçla yarıştığını düşünmek de… Ya da bir kitabı okumak da yaşama sevincine yol açabilir. Bir arkadaşımızla sohbet etmek de… Yaşama sevinci temel de “yaşasın” diyecek bir şey bulmakla ilgil... Devamı

Yaşamak için mi Yiyoruz yoksa Yemek için mi Yaşıyoruz?

2011-09-22 08:26:00

Bütün canlıların yaşamını idame ettirmesi için yemesi ve içmesi gerekiyor.Peki biz ne yapıyoruz Yaşamak için mi yiyoruz? Yemek için mi yaşıyoruz?  Yaşamak için yiyorsak ne için yaşıyoruz? Yemek için yaşıyorsak yaşam ne için? içimizde bir çok kişi farklı yer farklı yaşar yada kendini farklı hisseder,sabah 5'te 6'da kalkıp hemen sigara yakan yada kalk hanım karnım acıktı diyen oda olmadı sabah 7'de 8'de kalkıp işyerine aç giden bizleriz. Sonra başlarız ne yesek Nohut Dürümü,ciğer kebap,kavurma,katmer,simit vs Nizip'te olmayanların özlem çektiği yiyecekler. bir dürüm iki dürüm doyana kadar yeriz çünkü 1 tl'ye nohut yada 1'tl lik nohut 5 ekmek. ye babam ye.. saatler 12 yi geçtikten sonra karnımız zil çalmaya başlar ne yesek diye artık havalar ısındı öğlen yemekleride ucuza çıkar balcan,biber ver fırına kaç ekmekle yersin usta 3-4 ye usta ye çalışan adamsın bugün değişik bişey olsun dersen karpuz ekmek yiyelim yada balcan kebap artık akşama kadar rahatız değil mi? akşamda annelerimiz kim bilir neler hazırlar onları saymakla bitmez helede tatlılara ne demeli lopur lopur götür çiğköfte var yallaaa oraya gidek tava var oraya gidek kelle var kelle yemeye gidek(yok yav ben kelle sevmem muhabbetleride vardır tabi..) velhasılı işimiz gücümüz yemek yemek bakmayın bunları yazdığıma bende yiyorum ama birazda düşünelim bu nimetleri verene şükredelim Yaşamak için mi Yiyoruz yoksa Yemek için mi Yaşıyoruz? ... Devamı

Bu yazı sizi STRESE sokmayacak

2011-04-13 12:13:00

“Proaktif olmak” havalı bir ifadedir ve havalı olmayı da hak eder. Önceden etkili olmak anlamına gelen bu ifadeyi, yaşam ilkesi edinenler birçok sorunu ortaya çıkmadan çözmüş olurlar. Melih Arat Stres yönetimi sürecini tıpkı bir hastalık gibi ele alabiliriz. Kişisel gözlerime göre insanların sağlıklarıyla ilgili aldıkları önlemler çok az. Hominide gırtlak yemek yiyoruz ve hiç spor yapmıyoruz. Ortam koşullarına uygun giyinmiyoruz. Bunun sonucunda da kilomuz artıyor; sağlık değerlerimiz geriye gidiyor ya da vücudumuz kırgın düşüyor ve hastalanıyoruz. Hastalıklara nasıl önleyici ve tedavi edici iki süreçle yaklaşabilirsek, strese de aynı şekilde önleyici ve tedavi edici şekilde yaklaşabiliriz. Stres kelime olarak gerilim anlamına geliyor. Bir ipin gergin durması için, aksi yönde hareket eden iki güç olması gerekir. Belirli bir konuda karşınızdaki kişiyle aksi yönde kararlar alırsanız strese girersiniz. Örneğin siz bir toplantıdan çıkmak isterken, toplantının yöneticisi sizi orada tutmak isterse gerilirsiniz. Çevremizde bizi germe/strese sokma potansiyeli olan birçok ip vardır. Ailemiz, işimiz, okulumuz, arkadaşlarımız, toplumsal kurallar, kariyerimiz için yapmamız gerekenlerle bizim aramızda görünmez ipler vardır. Bu iplerin her birinin ucunda bir kişi veya kişiler vardır ve bu insanlarla fikirlerimiz ayrı düştüğünde ipler gerilir. Tam merkezde bir insan olarak çevremizdekilerce çekilen bu ipler bizi tam ortada çevreler ve ne yapacağımızı bilemeden bizi sıkan iplerin arasında büzülürüz. İnsanların yanı sıra trafiğin çok, paranın az olması da başlıca stres kaynaklarındandır. Siz hızlı gitmek isterken yoğun trafik sizin yavaş gitmenize yol açar. Siz çok para harcamak isterken, paranın az... Devamı

Güzel, Etkili ve İnandırıcı Konuşmanın İlkeleri

2011-04-13 11:54:00

Hitabet hareketten konuşma tarzına kadar bütünüyle bir sanattır. Kalabalık önünde hitabet sanatını icra eden kişiye hatip, onun söylediği sözlere de hitabe, nutuk veya söylev adı verilir.Proje ya da tez sunarken, bir konu hakkında... Hitabet hareketten konuşma tarzına kadar bütünüyle bir sanattır. Kalabalık önünde hitabet sanatını icra eden kişiye hatip, onun söylediği sözlere de hitabe, nutuk veya söylev adı verilir. Proje ya da tez sunarken, bir konu hakkında görüş bildirirken, belirli bir konuda konuşma yaparken hitabet sanatının inceliklerini göz önünde bulundurmanız gerekir. İşte bunlardan birkaçı: Coşku Verici Birkaç Sözle Başlayın: Direkt konuya girmektense, "Arkadaşlar bugün sizin aranızda bulunmaktan ve size hitap etmekten son derece mutluyum. Ümit ederim sizler de benim kadar mutlusunuzdur." şeklindeki bir girişle başlayıp kısa fakat vurucu bir öykü anlatılabilir. Önce Ortamı Hazırlayın: Bundan kastedilen şey, dinleyiciler beklenti halindeyken onlara ilk çarpıcı konuşma üslubuyla birlikte birkaç saniye göz gezdirmektir. Dikkatlerini iyice sizin üzerinize verdiklerinden emin olarak, durumunuzdan ve duruşunuzdan hiçbir şey eksiltmeden konuşmaya girebilirsiniz. Daha Önce Tanışıyormuş Havası İçinde Olun: Bu samimiyettir, candan olma halidir. Sizin bu hâliniz (olumluluk hâli) dinleyicilerin hissiyatından kaçmaz. Dinleyicilerle aranızda yabancı bir havanın esmesine izin vermeyin. Sanki daha önceden tanışıyormuş gibi bir ruh hâli içerisinde bulunun. Şaka ve Espriden Kaçınmayın: Dostça ve arkadaşça olan yaklaşımlar her zaman tutulmuştur. Bir hatibin en önemli hazinesi sempatik kişiliğe sahip olması olacaktır. Aşırı ciddiyet ve asık suratlılık konu üzer... Devamı